Yine youtube kapanmis... Yoklugumda neler olmus yahu!!!!
Artik benim de yamali bohca gibi bir blogum var... cokfecifelaketsupersahane!
Bakiniz bundan bir oyun cikaralim :D Vaziyeti kurtarttiriyoruz hahaha!!!
Oyunun adi : "Fill in the blanks", yeni cikti puaaaaa...
Imdiii, bolca blankimiz var fill in yapiyoruz. Sudokundan daha kaziktir; ilginize, bilginize..
En yuksek puan alan ilk uc arasindan juri(bem) secim yapacak, bir asil iki yedek secilerek once asil sonra yedek yarismacilara sirayla odul teklifi yapilacak...
Gelelim buyuk odule indiriindiriinininininininiinn
"ablamin blog danismanligi..."
Inailmaz, degil mi???? :)))))))))))))))))))))))))))))))))))
Herkese bol sans..
Selam, sevgi...
e.
ps. Selcuk'a cok eziyet ettim, O muaf :D
20080505
Hoppalaaaa,
20080501
Paris'te Masal.. Vol.II
Puslu bulutlarin arasindan bakan dolunayi seyreyledim bugun; gunler sonra ilk defa Paris'te...
Hatirladim o yari aydinlik geceyi; safagin sokusunu, kolelige donusmus ozlemi, duslerde, belleklerde kalmis enginlerdeki sevgiyi..
Nasil tekrar anlatabilir e. vadi kalyonlarinda kalmis masallari, yureklerimizin icinde kopmus firtinalari; yasami, aski, bir daha asla yasanmayacak heyecanlari, ustu cizilen safligi..
Hatta kimi kacislari, umutlarin tukenisini...
Halbuki ne diyorduk?
"Hani ben(sen)siz okun(a)mazdi siirler, ayni sarilmadan seyredilemyen filmler gibi..."
Ve bugun, yillar sonra, Montmartre'den Paris'i seyrederken artisler sokaginda resimlerini satamayan yasi yetmisi gecmis ressam kadini nasil anlatabilirim sana? Ya da nasil anlatabilirim Federalistler duvarinin icimde yarattigi coskuyu bu yasimda?
Seneler sonra ilk defa yuregimde sakiz beyazi bir cosku...
Umutlarim(iz)i yok etmis seneler, yasayip gidiyoruz... Ve simdi Seine irmagi ve 1700'den kalan yapilar fisildiyor ismini "buradaydi" diyerek; senin anlayacagin, tarih soluk alip veriyor icimdeki "sen"le; yasam sevdanin icinde, sevdaysa yasamin takendisi Jaccottet'in dizelerinde:
Artik sadece uzaklastirmak isterim bizi aydinliktan ayiran seyi
Birakmak istemezken ceker giderim
Birgun anlayacagini bile bile...
Paris'te bir gece, Paris zaten sadece gece... On ikinci kattaki otel odasinin penceresinden dinliyorum usulca, adini fisildayan binalarin kuralsiz minor kadansiyla biten acapella sarkilari...
Ve gunesin tirnaklariyla yirttigi son lacivert rengini yitirip once kirmizilasan ardindan maviye calan gecenin taslarina baglanmis bir sarmasik gibi hersey gun agarirken...
Kafani karistirma, devam et kitabina derken okunan ilk cumle kaziniyor hafizalama :
"Yasam icin yazi sayfasiyim ben; bu nedenle yasam, okunaksizliktan okunakliga gecise ulasirken eszamanli olarak O'nu yitirmektir" diyerek ekliyordu :
"Yasam secilebilir, hatta secilmistir; masallarla olgunlasan, kucuk gulumsemelerle anilanin yolu cizilmisken.."
Ve artik daha da gorkemli yalnizliklar, ic cekisler, karamsarliklardir olan;
ofkeler, hainlikler, satilmisliklar da cabasi... Halbuki ask en yuce deger degil miydi senin icin? Yasaminin butunu saran varolusun hatta? Sorularin yanitini yine kalan dizelerde buluyorum :
Degerini bilmek gerekir askin ve O'na kattigi degeri yillarin.
Ask ne ic gecirmektir bir bankta, ne de gelmesini beklemektir yillarca,
Gun olur yagmur yagar, kar yagar
Birlikte ama ayri yasanacak koca bir omur var
Guzel bir sarkiya benzer ask
Ama kolay midir guzel bir sarkiyi yaratmak bir masali yasat(abil-mek-)mak kadar?
Ve artik kalemi birakiyorum...
Selam ve sevgilerimle.
e.
ps. 1 Mayis Isci Bayraminizi Kutlar, ozellikle sehrimin sokaklarinda yasanan insanlik ayibinin bir daha tekrarlanmamasini dilerim.
Dusunuyorum da, Henry Ford yuzyillar once emege mal ettigi "seri imalat" bilincinin bugun yasananlara neden olacagini bilseydi, tarih adami olma pahasina inaclarindan vazgecer miydi?
20080427
Evolution of the club guys!
Hey!
:D Lutfen diger Guinness videolarini da izleyin, cok sirinler :))) Gulumseyerek baslayan, guzel bir hafta gecirmeniz dileklerimle.
Selam&Sevgi
e.
20080422
Bayramin(iz) Kutlu Olsun..
Canim kizim,
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Cocuk bayramini tum kalbimle kutluyor; coskulu sevgilerle, saglikla, basari ve mutlulukla buyumeni diliyorum.
Sevgilerimle...
e.
20080417
Bil(e)miyorum..
Biraktim gidiyor..
(Aslinda ilk aklima gelen giris cumlesi,
laubali argo tanimi "koyverdim gidiyor"du...
Ancak bu kelime(ler) ne anlama gelebilir?
"Koyverme", fiilimsi taklidi yapan cinsel icerikli bir kelimedir,
siber alem bu, eyvah eyvah, belli mi olur?
Zilha(Anli Sanli Kesanli Ali!!!! Destani)'nin dedigi gibi:
hirlisi-hirsizi, arsizi-huysuzu, sinsisi - manyagi var;
cici kiz ol dedim, bloguna yazma dedim,
ama gordugunuz gibi din-le-te-me-dimmmmm!!
Neyse; devam edelim, parantezi unutuverin lutfen)
Programlar belli, bir orda birgun burda..
Bir de kai-zen hadisesi var tabi... Egitim sart!!
Basladik yine, biter heralde.. Geleni deviriyorum zaten,
simdiki trend bu :))
Insan gibi calismiyorum..
Sikayetci miyim?
Hayir.
Zaman var mi? kemmm kummmm ehemmm
bilemiyorum; saniyorum ki yok!
Zamansizlikta ne oluyor?
Dusun(e)miyorum..
Dusun(e)meyince ne oluyor?
"Erkek" oluyorum..
(acalim efendim;
erkek : sosyal yasama adapte olmaya cabalayan hala neandertali DNA'larinda yasayan homo erektustur,
dunya uzerinde bolca bulunur.
Kendini uremek icin dogmus zanneder,
IQ'su evrimini tamamlamlamis "kadin"a esdeger,
EQ'su, Cemil Ipekci, Keanu ve Tarkan disinda,
koordinat sisteminde "y" duzleminin "x" duzlemini kestigi
(orijin(al:)) noktanin guneyindedir! Gayet super sahane anlattim ancak bu parantezi de unutun lutfen!)
Peki.
Dusun(e)meme ragmen (s)empatik miyim?
Tabii ki hayir! :))
Ne oluyorum? Ne olmuyorum?
Bil(e)miyorum...
Selam, sevgi..
e.
20080415
Unut beni de her yalan gibi..
“Unutkanlar ÅŸanslıdır, çünkü hatalarının dertlerini çekmezler” der Mary, “Eternal Sunshine Of The Spotless Mind”ın bir yerinde… Bazen bir insanın sizi unutması için, yüzleÅŸmek istemediÄŸiniz tatsızlıkları hayatınızdan çıkarabilmek için, kısaca yaÅŸadığınız dünyadan kaçmak için metodlar ararsınız.
Uzun bir yolculuğa çıkabilirsiniz, yaşadığınız şehri terk edebilirsiniz, görmek istemediğiniz insanlarla görüşmeyi kesebilir, bütün fotoğrafları yakabilir, bütün mektupları iade edebilirsiniz.
Amma ve lakin, bunların hiçbiri bir gün bir köşe başında anılarınızla çarpışmayacağınız anlamına gelmez. Bir tek şartla, zihninizde %100 şekilde o anıları sildirmediyseniz. Başka bir deyişle, o köşe başında çarpıştığınız yüz, sizin için bir yabancıya dönüşmedikçe yapacağınız her şey boşunadır.
“Eternal Sunshine Of The Spotless Mind”ta Joel Barish, iki yıl boyunca beraber olduÄŸu sevgilisinin, teknolojik bir iÅŸlemle kendisini hafızasından sildirmiÅŸ olduÄŸu gerçeÄŸi ile karşılaÅŸtığında bu hainliÄŸin sebebini tam olarak idrak edemese de çok sinirlenir ve aynı iÅŸlemi kendisi de yaptırmaya kalkar.
Joel’in hafızası silinirken, oldukça iyi baÅŸlayan ama sonradan tadı kaçan Joel- Clementine iliÅŸkisinin giderek kötüye giden aÅŸamalarına bir bir ÅŸahit oluruz. Fakat zaman geçtikçe ve sıra yaÅŸanılan güzel ÅŸeylere gelince, Joel hafıza sildirme müdahalesini durdurmak ister. Çünkü piÅŸman olmuÅŸ ve aslında ne kadar aşık olduÄŸunun farkına varmıştır.
Mary, bu “tedaviyi” gerçekleÅŸtiren muayenehanenin baÅŸhekimi Dr. Howard Mierzwiak’ın sekreteridir ve her gün bu iÅŸlemi yaptırmak isteyen onlarca insanla muhatap olmaktadır. Mary’nin de suratına çarpıverir bir gün gerçek: kendisi de kayıtlarını tuttuÄŸu o hastalardan biridir aslında.
Dr. Mierzwiak’la olan iliÅŸkisini bu iÅŸlemle birlikte tarihe gömmüştür. Ne yaparsanız yapın “bastırılan” günün birinde yüzeye çıkar. Hiç fark etmez bunun metodu, ya Joel gibi kendiniz yavaÅŸ yavaÅŸ yüzleÅŸirsiniz ya da Mary’nin vicdan azabıyla kayıtlarını bir bir geri postaladığı hastaları gibi ÅŸoka girerek yaÅŸarsınız bunu. Bazen bireysel olarak unuturuz, bazen kitleler halinde. Bazı ayıplarımızı ya da üzüntülerimizi nesiller nesile aktarmak istemez, yok farz ediveririz.
Her ÅŸeye yeniden baÅŸlıyor olmak, o anılarla bir gün o köşe başında çarpışmayacağımız anlamına gelmez. Biz unutsak bile, baÅŸkaları hatırlayacak ve bize de hatırlatacaktır. Atom bombalarını atan ya da üzerine atom bombası atılan neslin devamı olduÄŸumuzu hatırlamak istememek aslında aynı mekanizmanın diÅŸlilerine baÄŸlı. Tüm suçlardan temiz, yalıtılmış bir hayatın kendilerini ve kendilerinden sonra gelen nesli mutlu edeceÄŸine inanan “The Village” halkı, kısa süre içinde içlerinde gerçekleÅŸen bir cinayet ile sarsılırlar. “Unutmak” ve silip “yeniden baÅŸlamak” isteyenlerin kurduÄŸu bir komün hayatı olan köydeki bu cinayetten sonra, “unutmaları gereken yeni bir acı” ortaya çıkmış olur. “Unutulması gereken ÅŸeylerin asla bitmeyeceÄŸi gerçeÄŸi” ile böylece yüzleÅŸmiÅŸ olurlar.
“Unutma” üzerine yapılmış benim için belki de en etkileyici örnek “Memento”dur. Kullanılan montaj tekniÄŸi itibariyle bizleri “amneziye” uÄŸratması için tasarlanmış bir film var ortada. Niye bu tekniÄŸin kullanıldığına dair olan yorumlarımı tüm filme ait izahatlar bittikten sonra yapmayı uygun bulduÄŸumdan ÅŸimdilik filmin bir özeti ile baÅŸlamak istiyorum.
Ancak bu kronolojik özeti yaparken “benim filmden ne anladığımdan” yola çıkan oldukça ben-merkezli bir özet yapacağım: Sammy Jankis, hafıza kaybı olduÄŸunu söyleyerek sigorta ÅŸirketinden para koparmaya çalıştığı düşünülen biridir ve sigorta soruÅŸturması için Leonard görevlendirilmiÅŸtir.
Filmde Leonard, Sammy’nin kendisinin ilk soruÅŸturması olduÄŸunu ve bu yüzden vakayı çok iyi incelediÄŸini de söyler. Leonard, Sammy Jankis’in karısının kendisine Sammy ile ilgili kiÅŸisel fikrini sorduÄŸunda kadına, Sammy’nin probleminin fiziksel deÄŸil, zihinsel olduÄŸunu ve ÅŸartlı öğrenme metoduyla bir ÅŸeyler öğrenebileceÄŸine inandığını söyler. Leonard bu soruÅŸturmayı düşürmeyi baÅŸarır. Fakat bu sırada Sammy’nin iyice depresyona giren karısı kocasına bir test yapmaya karar verir.
Böylece bir ihtimal kocasının iyileÅŸmesini saÄŸlayacak ya da gerçekten hafıza kaybı olduÄŸundan emin olup kocasına güven tazelemesi yapıp onu bu haliyle sevmeye çalışacaktır. Sammy’nin karısı bir diyabet hastasıdır ve iÄŸnelerini Sammy yapmaktadır. Kadın kocasını denemek için birkaç iÄŸneyi kısa süre içinde kendisine yapmasını ister kocasından ve eÄŸer hafıza kaybı numarası yapıyorsa bile bu iÄŸneleri kendisine yapmayacak kadar sevgisinin olduÄŸuna inanır. Ancak test kadının beklediÄŸi gibi sonuçlanmaz ve art arda iÄŸne yaptığını “unutan” Sammy karısını öldürür ve bu olaydan sonra hastaneye yatırılır.
Bu hikaye Leonard’ın etrafındaki herkese tekrar tekrar anlattığı bir hikayedir. Kilit olaylar bir banyo da gerçekleÅŸir ve bir gece eve giren iki kiÅŸi karısının yalnız olduÄŸunu düşünerek banyoda Leonard’ın karısına tecavüz etmeye baÅŸlarlar.
Gürültüye uyanan Leonard banyoya gider ve adamlardan birini öldürür ama ikinci adam Leonard’a ensesinden vurarak Leonard’ın filmin başında gördüğümüz durumuna gelmesine sebep olur.
Ancak olaylar Leonard’ın bize yansıttığı ÅŸekilde geliÅŸmemiÅŸ, karısı olay sırasına ölmemiÅŸ ve kurtulmuÅŸtur. Leonard’ın bize “Sammy’nin karısının hikayesi” olarak sunduÄŸu aslında Leonard’ın kendi karısının hikayesidir. Gerek Leonard'ın tuhaf hafıza durumu ve gerek yaÅŸadığı tecavüz yüzünden mahvolmuÅŸ bir durumda olan Leonard’ın karısı, kocasına "son bir test" uygulamaya karar vermiÅŸtir aslında. Böylece bir ihtimal kocasının iyileÅŸmesini saÄŸlayacak ya da gerçekten hafıza kaybı olduÄŸundan emin olup kocasına güven tazelemesi yapacaktır.
Ancak test kadının beklediÄŸi gibi sonuçlanmayınca, insülin iÄŸnelerini yaptığını “unutan” Leonard karısını öldürür. Aslında karısının ölümünden sonra hastaneye yatırılan Sammy deÄŸil, Leonard’ın ta kendisidir. Bilinçdışında büyük bir suçluluk duygusu hissetmekte ve bununla baÅŸ edememekte olan Leonard’ın suçluluk duygusunu “unutması” ve yaÅŸamak için bir neden bulması gerekmektedir. Böylece karısının, evlerine giren adamlar tarafından öldürüldüğüne kendini inandırır. Ancak daha önce de belirttiÄŸim üzere, “unutmak ve bir ÅŸeyleri bastırmak”, bastırılan ÅŸeyin mutlak olarak geri dönüşü ile sonuçlanır.
Leonard’ın “numara yaptığı”nı ve kendisini ve çevresini aldatmaya çalıştığını ispatlayan bir çok sahne vardır filmde. Ancak zaten teorik olarak, kısa süreli hafıza kaybına maruz kalmış bir hastanın bu hastalığının farkında olması mümkün deÄŸildir. Yani etrafındakilere her seferinde “Sizi tanımıyorum ama ÅŸu ÅŸekilde bir sorunum var beni böyle kabul edin” demesi mümkün deÄŸildir, tam tersi etrafındakilerin Leonard’ın bu durumundan haberdar olması ve Leonard’a buna göre tavırlar sergilemeleri gerekmektedir.
Filmin bir sahnesinde Leonard’ın kaldığı motele bir fahiÅŸe çağırdığını ve fahiÅŸeden karısı gibi davranmasını istediÄŸini hatırlarsak her ÅŸey daha anlamlı hale gelmektedir. Kadına kendisinin uyuduÄŸunu gördüğü anda kalkmasını ve banyoya gitmesini söyler, ki bu filmin kilit sahnesidir ve bana “olay yerine dönen katiller” meselesini hatırlatır. Akabinde karısının eÅŸyalarını yakar. Leonard daha önce başından geçen Sammy Jankis örneÄŸini kendi yaÅŸadıklarına adapte eder.
Bu elimizdeki “role model ile özdeÅŸleÅŸmedir” ve bana yapısı itibari ile Freud’ın örnek hastası Dora’nın babasının öksürük krizlerini kendisine adapte etmesini hatırlatır. Leonard kendine devamlı olarak karısının olay sırasında öldürüldüğünü, Sammy Jankis'in ise kendi karısını insülin iÄŸnesi yaparak öldürdüğüne inandırır ve vücudundaki en görünür yer olan eline "Remember Sammy Jankis- Sammy Jankis'i hatırla" yazar. Leonard, karısının eÅŸyalarını yaktığı sahnede karısının kalçasını çimdiklediÄŸi bir anılarını hatırlar.
Zaten filmin sonunda Teddy, Sammy'nin karısı bile olmadığını aslında diyabet olanın Leonard'ın kendi karısı olduÄŸunu söyleyecektir. Karısının kalçasını çimdiklediÄŸini anımsadığı sırada Leonard, bastırdığı ve deÄŸiÅŸtirdiÄŸi hafızasını bir an için unutarak kendisini karısına insülin enjekte ederken görünür. Sonra tekrar kendini inandırdığı versiyonuyla bu anıyı hatırlar ve Teddy’e "karım diyabet deÄŸildi” der.
Bunun üstüne Teddy’nin Leonard’a verdiÄŸi cevap oldukça manidardır: “Ancak doÄŸru olduÄŸunu düşündüğün ÅŸeylere inanmanı saÄŸlayabilirim”.
Leonard, Natalie'nin evine gittiği bir sahnede televizyonu açar ve çizgi film izlemeye başlar ancak elindeki "Remember Sammy Jankis - Sammy Janskis'i hatırla" yazısını görür ve bu arada bir ara sahnede bir insülin şırıngası yakın planda görünür.
Leonard kendi hikayesini Sammy'ye uyarladığı gerçeÄŸinden kurtulmak için olsa gerek, derhal televizyonu kapatır. Sammy’nin hafıza kaybı yaÅŸadıktan sonrasında hiçbir ÅŸeyi uzun zaman hatırlayamadığı için, sürekli süre itibariyle kısa olan reklamları izlediÄŸini de düşündüğümüzde taÅŸlar iyice yerine oturur.
“Memento”da da karısının katilini arayan Leonard tam bir “Katil Holmes”ün ta kendisidir tekinsizliÄŸi yaratmakta bana kalırsa. Teddy bir yerde Leonard’ın arabasına bindiÄŸinde bunu bize Leonard’a “Nereye Gidiyoruz Sherlock?” Åžeklinde sorarak ta gözümüze sokmaktadır. Sammy vakası bir özdeÅŸleÅŸme sonucunda Leonard’ın kafasında giderek daha da güçlenmiÅŸ ve Leonard’ın ikinci bir kiÅŸiliÄŸi olmuÅŸtur bana kalırsa.
Tıpkı “Fight Club”taki Tyler Durden ve “Mulholland Drive”daki Rita gibi bir zihin yaratımı olan Sammy’de bir yerden sonra hayal mahsulü bir kiÅŸiliÄŸe dönüşmüştür. (Ancak Fight Club’ta Memento ve Mulholland Drive’daki gibi hayatın bir döneminde karşılaşılan birinin alt kimliÄŸe dönüştürülmesi deÄŸil, en başından beri tamamen orijinal bir alt kimlik yaratıcı söz konusudur). Fakat “Fight Club”ta Anlatıcı’nın bir anda farkına vardığı anda yaÅŸadığı gibi bir ÅŸey deÄŸildir bu.
Sammy aslında bir çeÅŸit “ÅŸartlı öğrenme”dir. Acil durum anında “bir içgüdü ile” bizi yangından kurtaracak sireni çalan butona basabilmemiz için kırılması gereken camdır. Jimmy ile Leonard’ın karşılaÅŸtığı (ve birkaç dakika içinde Leonard’ın Jimmy’i öldüreceÄŸi sahnede) Jimmy Leonard’ı tanıdığını söyler ve Jimmy ölürken aÄŸzından belli belirsiz de olsa “Sammy” ismi dökülür.
Bunu duyan Leonard büyük bir paniÄŸin içine düşer. Bunun en büyük nedeni Leonard’ın etrafındaki herkesin Leonard ve Sammy’nin aslında aynı insan olduÄŸunu bilmeleridir. Bana kalırsa bu sahnede Leonard’ın zaman zaman bazı insanlara kendini Sammy olarak tanıttığına dair bir ipucudur. Tıpkı “Fight Club”taki Anlatıcı’nın Tyler karakterini açığa vurması için Marla’yı bir katalizor olarak kullanması gibi, Leonard’ta Teddy’yi kullanır.
Hatırlarsanız Anlatıcı’yı telefonla arayan Marla, ona nasıl intihar ettiÄŸini anlatırken Tyler ile tanışmıştı. Tıpkı buradaki telefon diyolaglarının kullanılmasına benzer ÅŸekilde, “Memento”da Leonard’da sürekli olarak telefonla birileri ile konuÅŸur. Bence bu konuÅŸmaların çok büyük bir bölümü Leonard’ın kendi kendisi ile konuÅŸması için bir motivasyon aracı olarak kullanılsa da bir kısmı Teddy ile yapılmaktadır. Teddy’nin telefon numarası sürekli olarak gözümüze sokulan polaroid fotoÄŸrafın altında bize her fırsatta okutulur.
Filmde ilginç olan ve tesadüf olmadığına inandığım bir diÄŸer önemli nokta daha var ve bence ana karakterimizin Sammy ve Leonard kimliklerinin her ikisiyle birlikte zaman zaman ortaya çıkan bir çift kiÅŸiliÄŸinin olduÄŸunu göstermektedir. O da Teddy’nin gözümüze sokulan telefon numarası olan 555 02 53 ile, “Fight Club”ta Anlatıcı’nın evin infilak etmesinden sonra yangın enkazında küllerin arasında bulduÄŸu Marla’nın telefon numarası ile aynı olmasıdır: 555 02 53. Bu bence “Memento”nun yönetmeni Chirstopher Nolan’ın bizimle yapmak istediÄŸi puzzle’ın en dahiyane parçasıdır. Bir baÅŸka ipucu sahnesi de Sammy’nin hastanede gösterildiÄŸi sahnede olur.
Bu noktada montaj hızlanır ve bir anda Sammy’nin olması gereken sandalyede bir salise için Leonard belirir. Bu da hastane de yatanın Sammy deÄŸil, Leonard’ın ta kendisi olduÄŸunu bize göstermektedir. Leonard gerçekte yaklaşık bir sene önce karısına tecavüz eden adamı öldürmüş fakat bu olaya ait fotoÄŸrafları da diÄŸerleri gibi yok etmiÅŸtir.
Filmin finalinde Leonard kelimenin tam anlamıyla günah çıkarır ve Teddy’nin gerçekleri yüzüne vurmasının akabinde voice-over’da ÅŸu sözleri eder; “Ben katil deÄŸilim, sadece olayları yoluna koymak isteyen biriyim. Kendimi bırakıp söylediklerine inanabilir miyim?” Leonard bu sırada Jimmy’nin öldükten sonraki fotoÄŸrafı ile Teddy’nin kendi elleriyle çektiÄŸini söylediÄŸi ve Leonard’ın bir yıl önce asıl tecavüzcüyü öldürdükten sonra çektirmiÅŸ olduÄŸu polaroidleri yakar. Voice-over devam etmektedir; “Benden istediklerini yapmak için kendimi bırakabilir miyim? O da çözülecek bir bulmaca mı… Aranacak bir baÅŸka John G mi? Sen… John G’sin… Sen de benim John G’m olabilirsin…” Ve akabinde Leonard John’un arabasının plakasını yazar elindeki kağıda. “Mutlu olmak için kendime yalan söylüyorum, senin umurunda deÄŸil Teddy… Evet, galiba öyle yapıyorum”. Öldürdüğü Jimmy’nin arabasının fotoÄŸrafını çeker ve bu sırada kendisine ölü bir adamın arabasını alamayacağını söyleyen Teddy’e ÅŸu cevabı verir: “Katil olmaktasa ölü bir adamla karıştırılmayı yeÄŸlerim.” Jimmy’i öldürdüğü mekandan uzaklaşırken over-over ile yapılan “günah çıkarma” devam eder; “Benim dışımdaki bir dünyaya inanmak zorundayım. Hareketlerimin hala bir anlamı olduÄŸuna inanmak zorundayım, onlara inanmasam bile”.
Bu sırada elindeki "Remember Sammy Jankis- Sammy Jankis'i hatırla" yazısına bakar: “Gözlerimi kapadığımda dünyanın hala burada olduÄŸuna inanmalıyım”. Karısının gösterildiÄŸi sahneler girer araya bu cümleden sonra ve Leonard’ın üzerindeki dövmelerden birinde “I have done/Yaptım” yazmaktadır. “Dünyanın hala burada olduÄŸuna inanıyor muyum? Hala orda mı? Evet…
Hepimiz kim olduÄŸumuzu itiraf edemiyoruz… Ben de farklı deÄŸilim…” Leonard tam anlamıyla sözde ne yaptığını hatırlamayan, kaç kiÅŸiyi öldürdüğü ve kaç kiÅŸiyi öldüreceÄŸi meçhul bir seri katildir. Yaptıklarını “ hayata bir anlam katmak” amacıyla yapmıştır. Filmin bize sunduÄŸu alternatif realiteler için oldukça derinlere kadar kazmamız gerekmektedir.
Ancak bu kazının bu kadar zor olması, konusunun zorluÄŸundan ziyade, bizi korkunç bir hafıza kaybına uÄŸratan montaj anlayışıdır. Yönetmen, bizi darmadağın ediveren bu tarzı ile “ben buradayım” demenin yanı sıra, hikayenin ve filmin asıl hakiminin de kendisi olduÄŸunu bağırmaktadır. Tıpkı karakterin kendisinde olduÄŸu iddia edilen hafıza problemi ile bizi özdeÅŸleÅŸtirir ama bir o kadar da hikayenin yapısını darmadağın ettiÄŸi için karakterle özdeÅŸleÅŸmemizi engeller.
Selamlar..
e.
20080412
İlhan Selçuk : Temel Kavga Kadın Üzerine
Birşey söylemekten vazgeçen e., sizlerle Sayın Selçuk'un yazısını paylaşmak ister.
Selam ve sevgilerimle..
e.
"Giyim-kuşam üstüne tartışma bir toplumda siyasal yaşamın en önemli konusuna dönüştü mü, biliniz ki ortada bir çarpıklık, ilkellik, ham ervahlik, softalık, mollalik, akılsızlık vardır...
Türkiye'de siyasal kavganın en önemli konusu uzun bir süreden beri ne?..
Türban!..
Baş örtüsü..
Çarşaf..
Tek sözcükle:
Tesettür!..
Dikkat buyrun!..
Erkeğin giyim-kuşamı üzerine tartışma, kavga, dalaş ve politika hırgürü yok...
Kavga kadın üstüne...
Erkek politikacı, ister başbakan olsun, ister cumhurbaşkanı, ister bakan ya da milletvekili, tam bir Avrupalı gibi giyiniyor...
Avrupalı ya da Amerikalı ne demek?.. Kravatına, Frenk gömleğine, kostümüne bakarsanız; "bizimki" Batılıdan da şık... Bizim "Ilımlı İslamcı" nin yanında "kâfir" ya da " zindik" Hıristiyan halt etmiş...
Oysa dini bütün Müslüman erkeği nasıl giyinir?..
RTE gibi mi?..
Gül gibi mi?..
Yok canım...
Haydi Suudi'yı, Kuveytli'yı, vesaireyi bir yana bırakalım, İran'daki Ahmedinejad gibi şu kravat denen "medeniyet yuları" ni takmayan bir milletvekilimiz var mi?..
Meclis'e kravatsız girmek neden yasak?..
Meclis'e türbanla girmek neden yasaksa, kravatsız girmek de ondan yasak...
Giyim-kuşam kurallarını muaseretin ve protokolün dışına çıkarıp da devrim-karşıdevrim çatışmasında tesettürü dinci silah gibi kullanmaya başladınız mı iş değişir...
Evet, dikkat buyrun...
Erkeğin giyim-kuşamı üzerine hırgür yok...
İslamcı kâfirlerin tümü Frenk erkeğine taş çıkartıyorlar...
Kavga kadın üstüne...
Dinci köken, bu kavganın itici gücünde geride kalıyor; erkeğin kadın üstündeki egemenliği, yetkisi, üstünlüğü, kıskançlığı, kompleksleri, cinsel çıkarları, özçıkarları, babalanması önde geliyor...
Erkek erkekliğini duyumsamak ve çarpık yoldan tatmak için kadını kapatmak istiyor...
Kadın taifesi erkekle bir ya da eşit olabilir mi?
Bizim Cumhurbaşkanı Gül tipatip Frenk gibi giyinecek...
BaÅŸbakan RTE Frenk gibi giyinecek...
Ama, eÅŸleri Frenk gibi giyinemeyecek...
İslamcı politikacıların hanımları ikinci sınıf yaratik olduklarından örtünecekler...
İşte bütün sorun ya da eski deyişle "mesele" bu noktada odaklanıyor...
Kadın, insanlaştıkça, giyim-kuşamda erkekle eşitleşecektir...
Erkek egemenliÄŸinden kurtulacaktir...
Özgürleşecektir..."
20080408
Book Crossing! Tum Evren Kutuphane Olsun...
Amerika'da yeni bir akim basladi: Birtakim mechul kisiler,
kamuya acik yerlere birtakim kitaplar birakiyorlarmis.
Diyelim bir parka gidip bir banka oturuyorsun,
bankta bir kitapla karsilasiyorsun.
Mahallede yasayan bircok kadinin ortaklasa kullandigi 'camasir yikama merkezine' gidiyorsun, makinelerden birinin ustunde bir kitap. Trene biniyorsun, aa, koltugunda
bir kitap bulunuyor. 'Marketten' alisveris ederken elini atiyorsun, birisi biskuvi paketleriyle cips paketlerinin arasina bir kitap yerlestirmis. Telefon kulubesine giriyorsun, telefonun yaninda bir kitap. Define bulmak gibi! Roman, siir, oyku, deneme, artik ne olursa...
Bu moda Italya'da ve Fransa'da da yayilmakta. Kitabi birakan kisi kimligini gizli tutuyor, kitabin parasinia helal ediyor. Tek ricasi var, siz de okuduktan sonra buna benzer bir yere birakin da baskalari da yararlansinlar. Fakat bunu baslatan kisi belli: Ron Hornbaker adinda, Missouri eyaletinden bir bilgisayarci.
Bu olaya 'BookCrossing' deniyor. 'Kitap gezdirme' diye mi tercume edelim?? Fransa' da boyle 'crossing' yapan dokuz bin kisi varmis daha simdiden, ortalikta dolasan serseri kitap sayisi da on bini gecmis.
Bu nedir biliyor musunuz arkadaslar? Bu bir cesit 'okuma ve okutma kampanyasidir' . Paylasmaktir ve basli basina bir projedir.
'LONDRA'DAKI UYGULAMA TURKBUKU'NDE DE BASLAMIS,
Turkbuku'nde plajdayim. Bir baktim, yattigim yerde bir kitap var.. Adi,'Yildizli, yagmurlu geceler'.. 'Ah, biri unutmus' derken, kapagini acip icine bakmak istedim ve beni sasirtan bir yazi gordum; 'Ben bu kitabi severek okudum. Ve bitirdigim yerde birakiyorum. Sizin de seveceginize eminim. Severseniz okuyun, sevmezseniz aynen buldugunuz yerde birakin. Okursaniz, numara verdikten sonra sizde oldugunuz yerde birakin lutfen.. 03 / 2005 Turkbuku' Keyifli deÄŸil mi? '03' Ucuncu kisinin bu kitabi biraktigini belirtiyormus. . Diger iki kisiden biri Istanbul'da birakmis, digeri ise Bodrum'da birakmis. Ben aldim kitabi Istanbul'a geldim ve hala okuyorum. Bitirince ben de '04' ve nerede okumussam yazip birakacagim. Megerse bu bir projeymis..
Duyduğuma göre uygulama özellikle Londra'da cok yaygin. Parklarda birakiyorlarmis okuduklari kitaplari insanlar. Londra'da birakilan bir kitap Kuzey Irlanda'dan cikmis. Bakalim benim birakacagim kitap nereden cikacak?
Elinizdeki kitabi buldugunuz ilk noktaya birakmadan once su siteyi incelemenizi tavsiye ederim. Siteye girince 2.5 milyon kitabin hala dolasmakta oldugunu goreceksiniz.
Amaclari tum dunyayi bir kutuphaneye cevirmek!!! Kitaba bir etiket aliniyor, sisteme kitapla ilgili bir takim giriliyor, bu etiket uzerinde ise bulana kitabin Book Crossing eylemi icersinde birakildigi, eger ulasim imkani var ise sisteme bulunma ile ilgili ve eger el degistirecekse bir sonra birakilacagi durak.. vs ile ilgili bilgiler veriliyor. Bu sayede kitabinizi takip edebiliyorsunuz :))
Cafe'de, otel lobisinde, sinema'da kitap bulursaniz, sasirmayin hemen icine
bakin, book crossing olabilir ..
Butun evrenin kutuphane olması dilegi, selam ve sevgilerimle.
Gunun ps'i : Bugun markette yine hediye ceki olan bir sıkmabas gordum. Cinlerim tepemde!!!!!
20080402
Chelsea - FB
Ben Chelsea'yi tutuyorum. Mac devam ediyor ancak FB bir kazanirsa ayvayi yeriz. Artik havalarindan yaklasilmaz yanlarina. Iyk.. Hepsine gicigim, hepsineeee!
Eveet, su dakika itibariyle ayvayi yemis bulunuyoruz!
Somurtuk Squitword.
20080331
Tarantino Kimdir?
"Quentin Jerome Tarantino", bilinen ismiyle Quentin Tarantino, yonettigi filmlerdeki uygulamalariyla ozgunlesen ve benim oldukca basarili buldugum bir yonetmen. Bruce'un (cocukluk kahramanim) basrollerden birini oynadigi "SinCity", ayrıca "Rezervuar Kopekleri" ve tabiki "Kill Bill" bence O'nun hakli sohretini pekistiren yapitlar.
Iste Japon ve cizgi roman kultur birikimini cektigi her filme yansitan Tarantino hakkinda gerektigi kadar ayrintili ancak kisa bilgiler :
Gerçek Adı: Quentin Jerome Tarantino
DoÄŸum Yeri: Knoxville Tennessee
DoÄŸum Tarihi: 27.03.1963
Onu Ünlü Yapan Ne? Yönetmenlik kariyerinde ayrıca senaristlik yaptığı Rezervuar Köpekleri (1992) ile ünü yakaladı.
Ödüllerinden Bazıları:
1992: Catalonian International Film Festival - En iyi yönetmen, Reservoir Dogs
1992: Catalonian International Film Festival - En iyi senaryo, Reservoir Dogs, Roger Avary ile birlikte
1992: Stockholm Film Festivali - Bronz At, Reservoir Dogs
1994: London Critics Circle - Yılın yenisi, Reservoir Dogs
1994: Los Angeles Film Critics Ödülü - En iyi yönetmen, Pulp Fiction
1994: Received Los Angeles Film Critics - En iyi senaryo, Reservoir Dogs, Roger Avary ile birlikte
1994: National Board of Review - En iyi yönetmen, Pulp Fiction
1994: New York Film Critics Circle - En iyi yönetmen, Pulp Fiction
1994: New York Film Critics Circle - En iyi senaryo, Pulp Fiction, Roger Avary ile birlikte
1994: Boston Society of Film Critics - En iyi yönetmen, Pulp Fiction
1994: Boston Society of Film Critics - En iyi senaryo, Pulp Fiction, Roger Avary ile birlikte
1994: Society of Texas Film Critics - En iyi yönetmen, Pulp Fiction
1994: Society of Texas Film Critics - En iyi senaryo, Pulp Fiction, Roger Avary ile birlikte
1994: National Society of Film Critics Ödülü - En iyi yönetmen, Pulp Fiction
1994: National Society of Film Critics - En iyi senaryo, Pulp Fiction, Roger Avary ile birlikte
1994: Golden Globe - En iyi senaryo, Pulp Fiction, Roger Avary ile birlikte
1994: Independent Spirit Ödülü - En iyi yönetmen, Pulp Fiction
1994: Cannes Film Festival, Palme d'Or, Pulp Fiction
1994 - Oskar - En iyi doÄŸrudan film senaryosu: Pulp Fiction, Roger Avary ile birlikte
1994: Stockholm Film Festivali - Bronz At, Pulp Fiction
1994: Stockholm Film Festivali - En iyi senaryo, Pulp Fiction
1995: London Critics Circle - Yılın Senaryo Yazarı, Pulp Fiction
1995: BAFTA - En iyi orjinal senaryo, Pulp Fiction, Roger Avary ile birlikte
1995: MTV Film Ödülü - En iyi film, Pulp Fiction
1995: Edgar Allen Poe Ödülü - En iyi film, Pulp Fiction
1996: Catalonian International Film Festivali - Time Machine Onur Ödülü
2000: Csapnivalo Golden Slate - En iyi senaryo, Jackie Brown
EÄŸitim:
- Dokuzuncu sınfta liseyi bıraktı.
Meraklısına...
* Filmlerinde ana karakterler genelde ölür ve Chevrolet and Cadillac gibi GM arabaları kullanır.
* Vincent, Marvin gibi isimleri sık kullanır(Rezervuar Köpekleri, Ucuz Roman)
* 2001’de Kill Bill(2002)’de oynamak için Uma Thurman ile anlaÅŸtı fakat film Thurman’ın hamileliÄŸi nedeniyle ertelendi.
* Genelde, filmlerinde Uma Thurman ve Michael Madsen'la çalışıyor.
* Yönetmen Oliver Stone ile Natural Born Killers (1994) filmi sebebiyle süregelen husumetleri var, Tarantino bu filmin senaryo yazarları arasındaydı ve Oliver Stone'nun senaryoyu yanlış uyguladığını düşünüyor.
--------
Uzun metrajlar yasami yansitan kesitlerdir. Her film bir okul her filmin sonu akillilar icin cikarilacak bir ders ahmaklar icin bosa harcanan zamandir.
Seyirsiz kalmamaniz dilekleri ve sevgilerimle...
e.
20080329
Sabite'ye notlar:
Bir daha kimsenin bloguyla yamali bohca diye dalga gecmeyecegim :))
Ablama satasmayacagim ve ablami icirmeyecegim.
Her GS - FB macindan once iddiaya girecegim. En son mac nelere kadirdi bilsen :D
Kep giyme toreninde cubbeyle basket oynayacagim.
Doktora boyunca musterih ve sogukkanli olacagim.
Beni besleyen kaynaklardan ruhumu yoksun birakmayacagim.
Kitabi bitirecegim.
Lacin'in kariyer planindan sualti arkeologu olma secenegini cikarmasi icin ikna calismalarina baslayacagim zira annesi acik tehtit ediyor.
Closer'i bir daha izleyecegim.
Selam ve sevgilerimle.
e.
Sineklidag'da Kesanli'nin Destani

Haldun Taner’in yazdigi Yalcin Tura’nin muziklerini besteledigi, Yucel Erten’in yonettigi destan, ilk kez 1964 yilinin Mart ayinda Gulriz Sururi – Engin Cezzar Tiyatrosu tarafindan sahnelenen, sonrasinda bircok kez farkli tiyatrolarin repertuarinda yer alan Turk Tiyatrosu’nun bazi elestirmenlerce "kult" oyunlarindan biridir. Son olarak IBB Sehir Tiyatroları’nda 1987 yilinda sahnelenen Kesanli Ali Destani, 50’li yillarin Turkiyesi’nden bir kesit alirken, bu kentlerin birinin varosu olan Sineklidag’i ve burada yasayan insanlarin oykulerini konu eder. Bu toplumsal peyzajdan bir Turkiye panaromasi cikaran oyun, gundelik hayatin yani sira iktidar, cikar iliskileri ve dolayiminda gelisen olaylara da eglenceli bir yaklasimla deginiyor.
"sinekli dağ burası / şehre tepeden bakar / ama şehir uzakta / masallardaki kadar.."
Guzel sanatlarda okudugum yillardan, hatta daha da eski Sururi ve Cezzar'in performanslariyla TRT'de ilk defa izledigim ve buyulendigim oyun "buyuyunce birgun mutlaka 'Zilha'yi oynayacagim" hayalleri kurdur(ur)du bana.
Ancak simdi tiyatrocu degil isletmeci tayfasindayiz.
Seneler sonra dun Sehir Tiyatrolarinda izledigim oyun Sururi ve Cezzar'dan sonra avaraj bir performansla karsima cikti.
Sanatla ciddi ciddi ilgilendigim yillarda bircok muzikalin (Phantom of the Opera, Cats, West Side Story, Arsin Mal Alan...) ve Kesanli'nin teksirini elime bir hazine edasiyla gecirdigim ve sakladigim gunlerden ezberledigim ve dun birkez defa daha hatirladigim birkac pasaji aktarmak ve suracikta mutevazice eglenmek isterim.
Zilha : Bir centilmen beni uzecek bi hareket yapmaz (Ali'ye bakar). Centilmen olmayanın sozune ise ben uzulmem. Esek anirsa kizilir mi heç?
Madam : Cok kapatirsan gorgusuz, cok acarsan striptizci sanoorlar. Zarifce oturacaksin. O acilacak, sen kapayacaksin; o acilacak sen kapayacaksin!
Zilha : Samama kim sen kimsin, herkes haddini bilsin ! O hic senin kufun mu? O bir güccük hanfendu!
Sira Koro'da :
"morgol gomlek giyerdi / gumus kostek takardi / hafif sehla bakardi / yakti mi kalpten yakardi.
kasta bicak yarasi / yuzde alev cibani / kursun yemis ayagi / belli belirsiz aksardı.
kucukleri severdi / buyukleri sayardi / bir bayramdan bayrama / namaz da bilem kılardı.
o olmasa simdi bizler nerdeydik / sokaktaydik ya da viranedeydik / kizlarimiz piyasaya dusmustu / biz kodeste ya da meyhanedeydik."
Onemli bir oyun ve sehir tiyatrolarinda avaraj bir performans. Ancak yine de diger belediye ve devlet tiyatrolarindan daha verimli calisildigina eminim. Guncel uyarlamalarla ve eklenen pasajlarla keyifli saatler gecirebilirsiniz.
Ayrica, koronun canli muziklerini ve kucuk orkestrasinda calarken oynayan bayan "girnataciyi" izlemek icin zaman ayirmaya deger.
Selam ve sevgilerimle.
e.
20080327
Kisisel Bir Ileti
Sevgili gunluk, kisisel yayin organi, herneysen;
Seni kisisellestiriyorum; bundan sonra adin "Sabite" bilesin.
Selam ve sevgilerimle.
e.
20080325
ACIL... ACIL... ACIL...
Herkes siber alemde birbirini ebeleye sobeleye dursun, sacma sapan ve dusunmeden, akilsizca, seviyesizce yazilar yazsin ben inatla ayni seylerden bahsetmeye ve sesimi duyurmak icin cabalamaya devam edecegim!
Malum aklin yolu bir! Neyse...
Muhim bir yazarin dillendirerek kaleme aldigi gibi, mankurtlasiyoruz, hemde tahminimizden cok daha hizli!
Bunlari yazmak gerek biryerlere; acil yazmak!
Bu, sahit oldugum ve tehlikenin uzaklarda degil, farkinda olmadigimiz kadar dibimizde oldugunu aciklayan bir yasamislik.
Isyerine gittim, yer bulma cabasi icine girmeden (hayret!!) tek manevrayla park ettikten sonra isyerimin alt katindaki markete girdim.
Kahve, mahve, rengarenk caylarimi aldiktan sonra kasaya geldim. Bir kadin bir on sirada alisverisini hesaplatmaya baslamisti. Sepeti oldukca dolu (ki cok dikkat etmem boyle seylere, genelde dikkatimi ceken kasalarin onundeki ciklet reyonlarindan gozume kestirdigimi inceleyerek "bu sefer hangisini denesem ki" sevinciyle ciklet secmek olur) kadin bariz bir sIkmabasti. SIkmabas'in sepet hesaplamasi bittiginde kasadaki kiz ucyuz kusur lira gibi bir hesap cikardi. Sonra yasanilanlar dehset vericiydi.
SIkmabas cantasindan cikardigi alisveris ceki destesinden kopararak kasiyre verdi ve tek kurus odemeden alisverisini posetlere tasnif etmeye basladi.
Kasiyere sordum "Bu aldiginiz cekler nedir?"
Kasiyer "Bazi belediylerin ve malum siyasi parti teskilat merkezlerinin dagittigi market alisveris cekleri"
Posetlemeye devam eden sIkmabasa dondum ve kendimi tutamayarak soracak oldum :
"Malum kisi size is verecegine alisveris ceki mi veriyor?"
SIkmabas alay edercesine guldu ve sanki icinden "enayi! sen calis dur, ben yan gelip yatarak yasamimi idame ettirebiliyorum" diyordu. Sirada arkamda biriken kuyruga baktim ve kendimi tutamadan bagirdim:
"SOSYAL DEVLET OLACAGIMIZA FITRE-ZEKAT DAGITAN SERIAT DEVLETI OLDUK!!!!!"
Lanet olsun dedim icimden; yuh dedim, kahresin dedim!
Zira, iki yan kasada baska bir sIkmabas o an ceklerini kasiyere takdim ediyordu.
Yeter artik, yeter!
e.
20080321
Bardagi tasiran damla!
Bir baska aldatilis oykusu ve bir baska aska inancin kaybolus senayosu.
Aktor ve Aktriss ayni; bir kadin ve bir adam.
Aldatmak neydi, ya da aldatilmak?
Gitmek neydi ya da gonderilmek?
Nefesinin sen olgunu bilmek neydi? o zaman simdi yasamiyor muydu?
Yalan ve yalanin icinde yasamak neydi?
Hep ayni silsile-i merasim sekilde gelisen aldat(il)ma oykulerinin kimbilir kacincisini yaziyorum!!
Siz "artik hicbir kadina guven(e)mem, inan(a)mam nidalari okurken arkaniza donup bakmadan bir diger kandirmacaya kosmanin kalkanini takiyorsunuz aslinda. Cok ofkeliyim, cok. Her okudugum, duydugum, sahit oldugum oykude nefretim biraz daha artiyor. Yeter ya, yeter!
Yeter artik beyler, etrafima zarar vermeyin! Hele "ask"i agziniza alip lutfen kirletmeyin, basitlestirmeyin, cirkinlestirmeyin!
20080316
Pazar hissiyati...
Bu sehre ilk geldigimde minicik bir kizdim; yas 6. Kolay mi bumbuyuk bir kenti minicik zeytin gozlerle tahlil etmek?? Iste bu sehre ask, hayranlik, tutku o zaman basladi. Babisimin isaret parmagindan tutarak goturuldugum ilk tiyatro oyunu "Visne Bahceleri*"nden ziyade anlamadigim hicbirsey yoktu bu bumbuyuk dunyanin icinde.
Kaybedil(e)meyen ve benim daha o cocuk yaslarda dikkatimi ceken ilk sey, her yone dogru sureklilik arz ederek hareket eden cisimlerin nasil olup da birbirine degmeden yollarini bulduklariydi.
Sene 1986 - 2008.
Hey gidi gunler hey!
Simdi; doganin tekrar canlanmasiyla, eski bir sahil kasabasinda erik agaclarinin cicekleri esliginde denizi seyreyliyorum. Her santimetrekaresine hayran oldugum sehrimin; tarihi, kulturu, sanati, dogayi, denizi, kita(lar)i...nasil bu kadar icinde tasindirdigini, tasmasina ragmen dokulenin yerine nasil bu kadar cabuk yenisinin yerlesebildigini in(a)namadan sindirilyorum.
Bu kadehten icmenin dingin sarhosluguyla ufka daliyor gozlerim; dun dinledigim muhtesem caz trionun armonisi kulagimda, yarin tekrar kesmekeslige dalacak olmanin garip hissiyatiyla.
Selam ve sevgilerimle.
e.
*A.Cehov
20080315
Brand new thing :)
Yeni adresime hosgeldiniiiiz.
Iyi ki geldiniz :) Bir suredir kapanip acilan, sonra over decleration sayfasi seklinde suren sancilarin ardindan, olacagi buydu!
Selam ve sevgilerimle.
e.
20080313
Gölgelerin Gücü Adına...
Gölgeli bir İstanbul akşamı.
Hava ayaz mı ayazzzz şarkısı mırıldanırken
yağmur çiseleyecek saçlarıma, dışarı çıkmaya göreyim.
İşte o an She - ra, ki Princess of Power da derler, edasıyla terk etmeli iş görülen mahali! Hediye kutularına benzeyen dikdörtgen prizma şekliyle her gördüğümde mutlu olduğum tekerlekliye (dublex) ulaşana kadar direnmeli!
Sabah güneşli havaya aldanıp düdük gibi çıkılan eve mümkünse anahtarla girilmeli ki, hoca hanım yakalamasın..
Macera devam edecek..
Selam ve sevgilerimle...
e.
20080311
Sener Bey'den (Sen) "ask" tanimi:
Asik olursun, kosarsin pesinden.
O kacar, sen kovalarsin.
Tekrar kacar, tekrar kovalarsin.
Kac, kovala oyunu icinde birgun
o senin oluverir! ininininininin.
Sonra;
koyarsin eve, oh beee dersin.
Kurtulursun asktan! :))
Cok guldum. Bir de kendisinden dinlemeniz lazim tabi,
gozunuzde canlandirmaniz cok zor olmasa gerek :))
Selam ve sevgilerimle.
e.
20080310
Taklitlerimden
sakınınız!
Bilen (ya da yaşayan mı demeliyim!!) bilir, benzerler ve taklitler asılları güçlendirerek yaşatır.
İş, güç, küçük bir dinleti, kitap.. Bu aralar iyice dağıldım, toparlanmak için zamana ihtiyacım var; yakında yazarım.
Selam ve sevgilerimle.
e.
20080222
20080219
Bir Bilim Insaninin Mektubu
Sevgili Okuyucu,
Her hal-û kâr da ne kadar basit anlaşılabilir ve sağlam bir lojik silsile takip edilerek yazılmış bir analiz ve sonrasında üretilen zorunlu davranış kararı.....
Selam & Sevgilerimle....
Yüksek Öğretim Kurulu'nun (YÖK) boş bulunan üyeliklerinden birine yer bilimci Prof. Dr. Celal Şengör aday gösterildi. Şengör de kendisini aday gösteren Üniversitelerarası Kurul'un 219 üyesine birden şok bir mektup gönderdi.
Şengör'ün akıllara durgunluk verecek ifadeler kullandığı mektubu Radikal yazarı İsmet Berkan köşesine taşıdı. Berkan, YÖK üyeliğini atanmak için Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün onayını bekleyen Şengör'ün mektubunu 'Bu mektuba ne diyeceğimi gerçekten ben de bilemiyorum. Nutkum tutuldu desem yeridir' sözleriyle yorumladı.
İşte o mektup:
'Temsilciniz olmamı isteyerek bana verdiğiniz şerefin her türlü sevinç ve tatmin hissinin üzerinde olduğunu belirtmiş, bunun yaşamımda bana verilen en büyük mükafat olduğunu arzetmiştim.
Bunu çok zor bir zamanda, uygarlığa karşı yöneltilmiş saldırıların fütursuzca geliştiği bir ortamda cesaret ve haysiyetle yaptınız. Bu saldırıların en son örneği Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisinin ortaklaşa başlattıkları üniversitelerde türban serbestisi atağıdır. Bunu yakından izlemekteyim.
Bizim açımızdan, üniversitelere dini bir sembolün girmesinin hukuk cephesinin, kamuoyunda öne çıkartıldığı kadar belirleyici olduğunu sanmıyorum, çünkü hukuk nihayet aksiyomatik bir sistemdir. Baştan kabul edilen aksiyomlara bağlıdır. Bu açıdan hukukun rölativist bir temeli vardır ve bu temel onu bazı durumlarda pek tehlikeli bir tahakküm aracı yapabilir. Bunun en meşhur misalleri Katolik Engizisyon Mahkemeleri olmakla beraber, onu aratmayacak güncel örnekleri, Sovyetler Birliğinden Nazi Almanyasına, Çin Halk Cumhuriyetinden Amerika Birleşik Devletlerine kadar değişen çok geniş bir yelpazede görülmüş, pek çok insanın en feci şartlarda katledilmesine, toplumların sefalet ve felaketine neden olmuştur.
Halbuki üniversitede dinin 'şakırdatılması', bizzat üniversite kavramıyla çelişir. Dünyada katolik, protestan veya islami üniversitelerin olması veya üniversitelerin Orta Çağ'da dinsel kurumlardan türemiş olması bu gerçeği değiştiremez. Din, belirli dogmalar çevresinde kurulmuştur ve yanılmaz olduğu iddia edilen bir veya birkaç tanrının vahiyleri olan dogmalarından vaz geçemez.
Bilim ise sürekli olarak gerçeÄŸi arayan ve gerçekle baÄŸdaÅŸmayan hiçbir ÅŸeyi kabul etmeyen bir düşünce sistemidir. Bilim, bitmeyen bir deneme-yanılma süreci içerisinde daima yanlışları eleyerek hakikate asimtotik olarak yaklaşır. Ancak hepinizin bildiÄŸi gibi, tek bir ters veri en ihtiÅŸamlı teoriyi çöpe atmaya yeterlidir. Dinin pek çok dogması bilimin ispatları karşısında bu ÅŸekilde çöpe gitmiÅŸtir. Bugün artık ne dünyanın yedi günde yaratıldığına, ne Nuh Tufanına, ne de Havva ile Adem masalına inanmak mümkündür. ´
Üniversitede yasak olmaz' diyenlerin, üniversitede yanlışlığı isbat edilmiş fikirlerin artık kullanılamayacağını ve öğretilmeye devam edilmelerine izin verilemeyeceğini anlamış olması gerekir. Bu nedenle coğrafya derslerinde düz bir dünya veya fizik derslerinde Aristo fiziği öğretmeye kalkan hocalara izin verilemez.
Karşımıza dinin dogmalarını reddeden bilimi öğrenmek için geldiğini iddia ederken, o dogmalara bağlı olma sembolünden inatla vaz geçmeyenlerin bilimsel dürüstlük ve samimiyetine nasıl inanacağız? Akla açık bir ihanet olan bu davranışın temsilcilerini, aklın ve bilimin geliştiricisi olan üniversitelerimize nasıl alacağız? Böyle kişilere, öğrettiğimiz bilimi öğrendiklerine itimad ederek nasıl not veya diploma vereceğiz? Günün birinde öğrendiklerini, aklı ve bilimi ve dolayısıyla insan uygarlığını boğmak için kullanmayacaklarına nasıl güvenebileceğiz?
Bu nedenle üniversite tüm dogmatik inanç sistemlerini iÅŸlevine temel yapmayı reddeder. Onları bilimsel olarak inceler, ancak temsilcilerini üyeleri olarak kabul etmez. Militan dogmatiklerin üniversite bünyesine kabul edilmemelerinin nedeni budur. Kimse bize bu açıdan ´bilimperestlik yapıyorsunuz' diye bir eleÅŸtiri yöneltemez, zira, büyük felsefeci Lord Bertrand Russell'ın dediÄŸi gibi, "insanlığın gerçekten bildiÄŸi fakat bilimin bulmuÅŸ olmadığı hiçbir ÅŸey yoktur".
Bir başka deyişle, bilim dışında insanlığın hiçbir bilgi kaynağı yoktur.
Türban yasağının kaldırılmasını temelde yalnızca bu nedenle kabul etmemiz mümkün değildir. Bu konuda ne karşımıza çıkarılacak hukuk sistemleri, ne de dünyadan gösterilecek örnekler bizi ikna edebilir (sui-misal, misal olamaz). Bizim düşüncemizin ve faaliyetimizin temeli eleştirel akılcılıktır. Aklı ve eleştiriyi kabul etmeyen hiçbir sistemi üniversite kapısından içeri alamayız. İcab ederse, ülke yöneticileri akıllarını başlarına alana kadar o kapıları kapatırız. Bu bizim tarihsel geleneklerimizden gelen hakkımız ve hem insanlığa hem de öğrencilerimize karşı görevimizdir.
Bu düşüncelerimi muhterem kurulunuza en derin saygılarımla arz ederim.
Prof. Dr. Celal Şengör.
20080217
Suursuz Pazar; Garden in the rain
Disarda kar olunca,
Birakalim, orda burda millet birbirini yesin;
Birileri Avustralya'daki Aborjin katliyamindan neredeyse 100 yil sonra "sorry" desin,
Birileri sarki soylerken "yanimdaki kiza bakti" diye "topugundan" vurulsun,
Birileri "laikligin asil teminati benim" diye milletin gelmisine gecmisine sovmekten beter etsin,
Birileri de Bayrampasa'da orda burda monotoflar firlatarak cop konternerlarini devirsin!
Gundeme soyle bir bakmam butun gun yaptigim islerin ne akillica oldugunu dusundurdu.
Babisin hocahanimi sanat danismani ilan etmesi de ayri bir vaka tabi. Incelenmeli!
Velhasil;
Diana "Garden in the rain" esliginde "tek sayfalik teklif" seansiyla eszamanli olarak kromatik flut egzersizleri ardindan; Besame Mucho, Prince Igor, Roxanne, Caruso...kulliyen olan bu sacmaliklar icinde oldukca anlamli geliverdi.
Ve pazar, cay bardaginda olan ihlamurun sarap rengi sakinliginde artik.
Guzel bir hafta gecsin yine; gecen her yeni gun daha sahane gunler getirsin.
Selam ve sevgilerimle.
e.
20080216
Pijamali Haller - 1
Bolum Oynunculari :
Baki Bey : 68 yasinda (masallah), biraz isitme problemi var, iletisim araclarini max. vol.'de dinleyerek ev ahalisini cilgila ceviren emekli burokrat.
Hoca Hanim : Baki Bey'in 40 yillik emekli ilkokul ogretmeni esi.
Vaziyet tahlili :
Hocahanim ve minik kizinin cumartesi Taxim'de fink atma planinin hava muhalefeti dolayisiyla suya dusmesi.
Senaryo :
Hocahanim : Evrim'cigim, bugun hicbiryere gidemeyiz disarisi bembeyaz ve kar tipi seklinde yagiyor.
Evrim : Iyi, ben tek giderim. Canta almam lazim, biliyosun.
Baki Bey : Ne?
Hocahanim : (Ses tonu hafif gurleyerek:))Evrim'le Taksim'e gidecektik de, gidemeyecgiz, ben cikamam, o yalniz gitsin.
Baki Bey : Ne ilani?
Hocahanim : (ve cresendo hafiften hissedilerek) Taksime gidecektik kizla, yuruyemem diye ben gidemiyorum, Evrim yalniz gidecek, isi varmis.
Baki Bey : Ilani nereye vereceksiniz?
Hacahanim : (Hakikaten sabirli, artik Accresendo vaziyeti bariz) Kizla gidecektik, ben gitmeyecegim. Onu diyorum.
Baki Bey : Ne ilaniymis bu?
Hocahanim : (Artik forte hatta fortissimo seklinde) Seni bosayacagim da, gazeteye ilan verecektim!!!!!
Canim babisime yazik yaaa!!! :))
Gulucuk ve sevgilerimle.
e.
20080214
Dogmamis kizima...
Yuregimin uc kosesi yangin yeri;
Geceler artik lacivert elisi kagidi gibi degil.
Hep anlatiyorum, anlatacagim;
Ulkem, ilkem, inanclarimin ardinda dimdik durdugum safligim
nereye gidiyor cok belli.
Ben degil miyim ki inanclarimla tum parcalarimi, yasamimi yitirmeyi goze aldigim ancak hala uslanmadigim; devam etmekte direndigim, bildigin, izlendigin, susturdugun, belki de icine attigin arada gulumseyerek cikarip baktigin.
Bunlari dusunurken sen, ben vatan millet meselelerine dalayim; ne biraktigimi, nelerden vazgectigimin idrakiyle haykirmaliyim ezbere bildigin sufleyi:
Canim kizim,
Belki sacli dogarsin kimbilir belki de disli,
Ancak nasil dogarsan dog, seni cok ama cok sevecegimi biliyorum.
En guzel ozgurlukleri verecegim sana; hicbir kotuluk, yalan, ihanet gormeyeceksin.
Sevgilerde buyuyceksin kizim, zihinleri ortulen akranlarinin yaninda
adina "devrim" diyecekler.
Cogalacaksin; bileceksin bugulu gozlerinde kalabaligin apaydinlik sokaklar oldugunu,
Siirler okunacak adina, cicekler arasinda dolasacaksin.
Cok uzaklarda degil, gitmeye ne hacet!
Burada olacak ne olacaksa.
Bildigin ve bildigim gibi.
Sevgilerimle.
e.
20080209
09 Subat 2008
Ulu Onder Mustafa Kemal Ataturk ve silah arkadaslarinin devrimleriyle kurduklari Turkiye Cumhuruyeti goz gore gore satilmistir.
Bugun siyasi bir simge olan turbani; Meclis'e, universitelere, devlet dairelerine sokanlar, yarin bu devletin topraklarini siyasi cikar ugruna gozden cikarabilecek suursuzluga sahiptir!
Ulkemizde 14 bin genc issizdir!
Ekonomi her an yeni bir darbeye maruz kalabilecek, pamuk ipligine bagli dengelerde durmaktadir!
Dogu ve Guneydogu Anadolu'da yasayan vatandaslarimiz teror tehtidiyle yasamaktadir!
Siyasi istikrarsizliklar sonucu bati blogu ulkelerin masasi haline getirilen ulkemizde 8 Subat 2008 tarihi itibariyle kabul edilen turban yasasi; siyasi ve stratejik bir manevradir!
Kiniyorum!!
20080204
Sivas'93

Yazan - Yöneten : Genco Erkal
Müzik : Fazıl Say
Oyuncular : Genco Erkal, Meral Çetinkaya, Yiğit Tuncay, Nilgün Karababa, Murat Tüzün, Çağatay Mıdıkhan, Saliha Şirvan Akan.
Muammer Karaca Tiyatrosu : 212 252 5935
Hiçbir şey eyleme geçen cehalet kadar korkutucu olamaz!
20080130
Ask... Yani Ates...
Efrasiyab : "Ne zamandı kalbim taÅŸ kesilmiÅŸti, kaybetmiÅŸtim ama inanıyordum bu sistem yanlıştı, eÄŸriydi, kötüydü, ve bu sistemde kaybetmek belki de olabilecek en güzel ÅŸeydi. Çünkü aÅŸkın hatrı yanlışın parçası olmaya izin vermiyordu. Madem ki her seçim bir vazgeçiÅŸti, aÅŸkı seçmek demek, mutluluktan vazgeçmek demekti. O halde mutlu aÅŸk olamazdı…"* demis.
*http://carklar.blogspot.com/2008/01/ak-yani-ate.html
Sevgi ve huzurlu ruyalar dileklerimle...
e.
Oykuler, romanlar ve methiyelerle avunurum...
Yazilarim siir uzerinedir, hayatin sayfalarindan;
Romanlarla, oykulerle, methiyelerle avunurum.
Gokyuzune bakarim gece yarilari; yarilarimda gece,
Seslenirim; duyarsin, bilirim; duydugun en guzel sozlerin, okudugun en anlamli satirlarin sahibi oldugumu bildigim gibi.
Yarilarimda gece, ay isigi denize vururken bozkirlarinda dertlenisin.
Haklisin; bozkirda sabah yagmurla, aksam yildizla bulus(a)maz; zifiri grilikte bile; bulus(a)maz kirmizi sarap kadehle; ne desen haklisin!!
Ancak dertlenmek nafile, hele ofkelenmek "laf"tan ibaret!
En sevdigim vapur iskelesinin bugunku cocuklari, dun; ki bir zamanlar o cocuklar bizlerdik, iskelenin denize uzanan girintisinde, ay'in cakil taslariyla oynarlarken bakakaldim. Kime, nasil, neden, neyi anlatacagimi bil(e)meden. Galiba bitip tukenmyen bir isik ariyordum can yoldasim; atese bakmalari, sarkilari, arnavut kaldirimlari, o cok sevdigim tasra yalnizliklarini; sozsuz sarkilari, susturulmus siirleri, unutulamayan uzgunlukleri ya da Telli'nin dizelerini...
"Ve bulutlar
Sanrilarindir senin
Aski dusundugunde
Bir gemi gecer yeryuzunden
Ya da Afrika"
Boulevard of Broken Dreams; Paris sokaklarinda bekliyor olacagim..
Hayatin sayfalarindan; romanlarla, oykulerle, methiyelerle avunmaya devam ederken,
Farkindaligiyla yeganeligin; sonunda anladim, bildigim(iz) tek gerceklik gibi, sessizlik bana gore degil!
Dusuncelerle gecti yillarim(iz); devrim dusleriyle.
Ve biz, sevdanin gizemli huznunu sinirlarin dokuz aralarinda yasiyoruz...
e.
20080119
Ne diyorum? Diyorum ki;
Dedigimi yapar miyim?
Cok zorlayip ustumde tepinmezlerse, evet.
Dedigimi yaptim mi?
Evet; bir bucuk senede bitecek dedim ve bitti.
Kutlamak icin ne demeliyim?
Beyaz ortuler ustunde, kirmizi esliginde, Rejans'ta beni simartacak bir tabur gonullu* ariyorum.
Bilginize, ilginize, selam ve sevgilerimle.
e.
*Esler ve tekler turnuva seklinde duzenlenen kutlamada tek geleceklerin bilgi vermelerini onemle rica ederim.
20080113
Söyleyeceklerim var
Şimdi düşüp bayılacağım, az kaldı. Bir doğumun uzaktan gelen, içimi sızlatan sancıları bunlar.
Nedenini sorgulamaya fırsatımın olmadığı bir koşturmacanın içinde; her geçen gün kendime yeni bir iş edinmekten ve geçen zamanda edindiğim işleri bitirmekten, sürekli bir başlangıç ve bitiş halindeyim.
Son numaram da; bir gazeteci ağabey buldum, önümdeki ıstırap dolu iki haftanın sonunda O'nunla çalışmaya başlıyorum. Kim bilir? Belki de, biriktirebildiğim "kadın hikayeleri" tahminimden daha çabuk bitecek.
"Alınan ve verilen kız Ã
